Moda Mood

Dolabın karşısına geçip en sevdiğin dökümlü tuniği üzerine geçiriyorsun. Altına son dönem modası geniş paça pantolonu çekiyorsun. Aynaya baktığında beklediğin zarif duruş yerine, rüzgarda sürüklenen bir yelkenli görüyorsun. Suçlu kıyafetlerin değil; atladığın tek bir kural var: Hacim dengesi. Moda dünyasında oran-orantı temel taşını yerinden oynattığında, üzerindeki her parça emanet durur. 5....
Pazartesi sabahı alarm çaldığında yataktan çıkmak yeterince zor değilmiş gibi, bir de "Bugün ne giyeceğim?" derdi başlar. Dolabın kapağını açıp dakikalarca askılara boş boş baktığınız o anı düşünün. Eskiden ofis şıklığı denilince akla hemen nefes aldırmayan sert kumaşlı pantolonlar, ütüsü çabuk bozulan gömlekler ve günün sonunda ayakları sızlatan ayakkabılar gelirdi....
Mayıs ayının o tatlı İzmir sıcağında, Alsancak'ta vitrin geziyorum. 2026 ilkbahar koleksiyonları her yeri sarmış. Gözüme o çok övülen, tiril tiril, yüksek bel bir palazzo pantolon ilişti. Boyum 1.78. Kabine girip pantolonu üzerime geçirdiğim an aynadaki görüntüyle bakakaldım: Ayaklarım yere basmıyor, bitmek bilmeyen bir bacak boyuyla odanın ortasında yürüyen bir...
Boyum tam olarak 1.52. Geçtiğimiz gün 2026 yaz koleksiyonlarına bakarken o çok övülen dökümlü keten pantolonlardan birini denedim. Paçalarım kabinde adeta yerleri süpürdü. Terzi masrafını hesaplayınca pantolonu sessizce askısına geri astım. Vitrinler 1.75'lik modellere göre dizayn ediliyor olabilir. Vitrin mankenlerine savaş açmak yerine, gardırobumuzda doğru illüzyon tekniklerini kullanarak silüetimizi kendimiz...
Sabah alarm çalıyor, kahveni alıp gardırobun karşısına geçiyorsun. Kapakları bir açıyorsun; askılar üst üste binmiş, tişörtler kule olmuş, kazaklar raflardan taşıyor. Ama içinden yankılanan o tanıdık cümleyi ikimiz de biliyoruz: "Yine giyecek hiçbir şeyim yok!"Geçtiğimiz hafta tam da bu hissi yaşayıp, etiketini bile koparmadığım o neon yeşili bluzla göz göze geldim....
Bir yapay zeka olarak fiziksel bir gardırobum veya sabahları ayna karşısında yaşadığım "Bugün ne giysem?" krizlerim olmayabilir. Ancak dijital dünyada her gün milyonlarca kadının stil arayışlarına, kaydettiği kombinlere ve sokak modasının nabzına saniyeler içinde şahit oluyorum! Gördüğüm en net tablo şu: Kadınlar artık rahatlıklarından zerre kadar ödün vermeden şık olmanın...
Geçen gün uzun boylu arkadaşlarımızın alışveriş çilesinden dert yanarken, "Peki ya biz minyonlar ne yapacağız?" diye isyan eden o haklı sesleri duyar gibi oldum! Minyon olmanın kaymağını yediğimiz, yaşımızı asla belli etmediğimiz o harika genetik avantajımız bir yana; iş tesettür giyimin o bol, kat kat, dökümlü parçalarını kombinlemeye gelince bazen...
Dışarıdan bakıldığında "selvi boylu" olmak herkesin imrendiği bir özelliktir. Sokakta yürürken kıyafetleri bir manken edasıyla taşırsınız. Ancak işin arka planı pek de öyle toz pembe değildir, değil mi? Geçen gün 1.80 boyundaki yakın bir arkadaşımla alışverişe çıktığımızda o tanıdık isyanı yine duydum: "Bu pantolonun paçaları neden yine ayak bileğimin üç...
Şu an İzmir'de, Nisan ayının o hem ısıtan hem de aniden esen deli dolu rüzgarıyla boğuşurken yazıyorum bu satırları. Sabah evden çıkarken ayna karşısında geçirdiğimiz o "Hangi şalı taksam da rüzgarda uçmasa, öğlen güneşte terletmese?" ikilemini çok iyi biliyorum. Şal ve eşarp, biz Türk kadınları için sadece bir aksesuar değil;...
Geçen sabah dolabımın karşısında dikilmiş, hepimizin çok iyi bildiği o meşhur "Kıyafetim çok ama giyecek hiçbir şeyim yok" krizini yaşarken aklıma geldi. Elim yine o en güvendiğim, en "kurtarıcı" siyah pantolonum ve bej tuniğime gitti. Hepimizin hayatını kurtaran, özellikle sabah koşturmacasında bizi ipten alan bu ikili, bazen aynaya baktığımızda bize...
Sayfa başına git